Hani dünyaları verseler, anladın mı, dünyaları verseler vazgeçmem derler ya, öyle olmuyormuş işte. O kadar basit değilmiş, Leyla. Bazen sevmek, Leyla, fedakarlık yapmayı gerektirebiliyormuş. Anlıyor musun?
-Sen hep kaçıcak mısın benden ?
-Yo ben kaçmıyorum burdayım,senin buraya gelmeni istemiyorum sadece.Biz beraberken iyi şeyler olmuyor çünkü.
-Ya olmasın kötü şeyler olsun ne var ki ya.Dünyanın sonu gelsin,yerle bir olsun ne olabilir ki yani yerin dibine geçelim.
Ne olacak yani.Herşeyi ve herkesi karşımıza almadan
Ne Ben Leyla olabilirim Ne Sen Mecnun
(Source: feyzullahozudogru)
Evde kaldın diye kendine odundan koca mı yapıyorsun, git turşu kur!
Erdal Bakkal
Leyla: Çok mu kızgınsın bana?
Mecnun: Yooo.
Leyla: Böyle olsun istememiştim.
Mecnun: Leyla bi şey sorucam ya. Bunlar acaba karabatak mı ya? Hayır çünkü demin bi tanesi daldı suya bi daha çıkmadı, karabataksa… Anlamadım ki. Ördekse suya dalamaz.
Leyla: Mecnun, dinlicek misin beni?Mecnun: Karabataksa çünkü suyun altında kalabilir de ördekse kalamaz, deminden beri bakıyom anlayamadım ya.
Leyla: Bak ben herkesin iyiliği için Arda’yla evlenmeyi kabul ettim.
Mecnun: Eyvallah ya çok güzel düşünmüşsün onu.
Leyla: Sen de aynısını yapmadın mı sanki? Hani sevmek fedakârlık gerektiriyordu bazen. Biz beraber olucaz diye herkes zarar görürse zaten biz mutlu olamayız ki. Hem biz her şeyi aştık, beraber. Bunu da aşarız, eğer elele verirsek.
Mecnun: Leyla… Aşk bir yokluk deniziymiş, öyle derler yani. Ve biz senle işte o denizdeydik; sonra sen gittin, sen gidince ben dibe daldım, sonra hiç çıkmadım bi daha, ordayım yani hâlâ, hatta belki boğulmuş bile olabilirim.
Leyla: Mecnun…
Mecnun: Leyla… Ömür boyu mutluluklar diliyorum ben sana.
Leyla gider.
Ne oldu ya hayırdır muhtar koştur koştur niye cagırdın beni para mı buldun bir yerden?
- Yoo ben şey
- neey?
- Gidiyorum ben.
- Gidiyor musun simdi geldim ya bir soluklanaydım bunun için mi cagırdın beni?
- Artık seni görmek istemiyorum ben.
- Ha?
- Yok yani şey yapamıyorum yapamıyorum böyle sürekli bi belanın içindeyiz biz
karmaşa kaldıramadım ben ya olmadı.
- Ha anladım bu senin yaptıgın ne biliyor musun adamı yarı yolda bırakmak biliyorsun dimi?
- Belki de seydir yani yollarımız belki de ayrıdır bizim ben istemiyorum ya engelli yollar istemiyorum artık hayatımda yokuşlar istemiyorum yani öyle demek ki bir değil yani bizim yolumuz.
Beni hiç arama tamam mı bir daha tamam?
Gitmek zorunda kalır bazen insanlar.
Yüreğin haykırmaması için prangalarla bağlar onu.
Şevket: Hiç ilgilenmedi benimle, çay içmeye davet ettim, oraya da gelmedi.
Kedi: E, çaydan.
Şevket: Ne çayı, ne alakası var?
Kedi: Çaydan, çaydan… Bu durumlarda kahve her zaman daha çok işe yarar. Bak, çayda kadınları rahatsız eden bir şey, böyle “yerel bir tını” var.
Şevket: Yerel mi? Ne alakası var. Çay yerel, kahve değil mi?
Kedi: Bak, “Benimle kahve içer misin?” sorusu, bütün kadınlarda, hepsinde aynı rahatlatıcı çağrışımı yapar; beyaz fincan, porselen, şık, mayhoş aroma kokusu, hele latin ezgileri heheeeyy neler neler… Ama çay, çay böyle “Başarısız erkek” gibi bir şey demek çay.
Şevket: Bence artık Heidegger okuma, kafan iyice naziler gibi çalışmaya başladı.
Sevket: Tabancayı kedi verdi, oyun oynuyoruz biz bununla, içinde bir tane kurşun var. Bu tabancayla her sabah… Hani sabah oluyor ya, güneş falan… Böyle bunu çeviriyorum, ağzıma sokup sıkıyorum. Yok, korkma, şimdi sıkmam, aslında çok mermim var benim. Ama bir tane koyuyorum içine. Çünkü sen varsın.
Dilek: Kendini çok mu eğlenceli sanıyorsun?
Sevket: Ben mi, ben mi? Neden?
Dilek: Ne bu numaralar o zaman? Yok annem öldü, kardeşim şehit, ben de kanserim zaten. Dünyada tek acı çeken sen misin, böyle şiir miir. Herkesin kendine göre bir derdi var. Ne ki bu? Tuttun getirdin beni buralara, seni seviyorum ben dedin, çıktığın yere bi’ bak.
Sevket: Ama niye? Ben kötü bir şey söylemedim ki… Ayrıca seni seviyorum dedim, bir de hastalığımdan bahsettim.
Dilek: Tabancanın gerçek olduğunu nerden bilicem ben?
Sevket: Belli, senin şiir falan okuduğun yok. Eğer şiir okusaydın bilirdin ki, aşık adam sınanmaz.